Hayatta idolünüzle tanışmamanız gerektiği söylenir. Ancak bu, idolünüz Dennis Cometti ise geçerli olmayabilir.
1990’ların enerjik bir genciyken, spor yorumcusu olma hayalleri kuruyordum; Dennis benim için bir efsaneydi. Onun yorumları beni büyüler, cümlelerini, doğruluğunu ve yayıncılık yeteneğini analiz ederdim.
Rex Hunt, Bruce McAvaney, Sandy Roberts, Drew Morphett gibi isimler de vardı ama benim için Dennis’in tarzı her zaman farklıydı.
2008 yılında 3AW’deki ilk sezonumda Dennis ile tanıştım. O, otuz yılı aşkın bir tecrübeye sahipti, ben ise tamamen yeniydim. Ancak o, deneyim farkına rağmen kendini tanıtarak aramıza sıcak bir bağ kurdu.
“Merhaba, ben Dennis Cometti.” Evet, biliyorum. “Sanırım burayı birlikte öğreneceğiz.” diye yanıtladım. O, beni hemen bir takımın parçası gibi hissettirdi. Idolüm, artık mentorum olmuştu.
İlk yılımda onunla kahve içmek için buluştuğumda, kariyer tavsiyesi almayı bekliyordum ama o “Tamam yeter futbol sohbeti… Hangi müzikleri dinliyorsun?” dedi. O an, idolümün bir arkadaş gibi davrandığını hissettim.
Dennis’in cömertliği, Perth’teki evine kadar uzandı. Güzel eşi Velia ile birlikte beni ve kız arkadaşımı şehrin en iyi deniz ürünleri restoranlarından birine götürdüler. “Bir şişe kırmızı şarap seç, ödemek benden” dedi. O an, unutulmaz anılarla dolu bir öğle yemeği geçirdik.
Ancak, hayatımın en unutulmaz anı 11 Haziran 2011 tarihinde yaşandı. Geelong ve Hawthorn karşılaşmasında, spor yorumculuğuna yönelmemi sağlayan adamla birlikte yorum yapma şansını yakaladım.
O geceki heyecanım tarif edilemezdi. “Açılışı sen yap, dostum” dedi ve bu kelimelerle tüm gerginliğim yok oldu. Yıllardır birlikte çalışıyor gibi hissettik.
O an, ben sadece bir yorumcu değil, idolüm karşısında hayran kalan bir gençtim. Eğer Leonardo Da Vinci bir yorumcu yaratacak olsaydı, Dennis Cometti onun başyapıtı olurdu.
Hoşça kal Dennis. Teşekkürler.




